14 Ekim 2024 Pazartesi

Jenny Lecoat - Manş Adaları'ndaki Kız

"Kral Knut gibi olacağım - dalgaların üzerime gelmesine izin vereceğim, onları durdurmak için yapabileceğim hiçbir şey olmadığını bilsem de."

Manş Adaları'ndaki Kız//Jenny Lecoat 
@thekitapyayinlari 

Merhaba,

Bugün İkinci Dünya Savaşı zamanlarında geçen bir aşk, dostluk ve dayanışma konulu bir romanla geldim. Manş Adaları'ndaki Kız. 

Gerçek olaylara ve kişilere dayanan bir kitap Manş Adaları'ndaki Kız. Tarihin belki de unutulmuş bir kısmına ışık tutuyor. Benim içinse  daha önce bilmediğim bir kısmını anlattığı kesin. Manş Adaları, Manş Denizi'nde bulunan Normandiya kıyılarına yakın olsa da İngiltere'ye bağlı adalar topluluğu. Ve kitabımızda konu olan kısmı ise İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline uğrayan tek kara parçasıdır. 30 Haziran 1940 tarihinden 9 Mayıs 1945'e kadar Alman işgalinde kalmış. 

Kahramanımız Hedy ise ülkesi Avusturya, işgal altına alınınca Manş Adaları'na kaçmış, kaçarken ailesi ile bağlantısı kopmuş, Alman işgaline kadar bir iş bularak geçimini sağlamıştır. Ama savaş kapıya dayandığında çalıştığı evin sahipleri adayı terk etmiş, Hedy geride kalmıştır.

Alman işgali başladığında ise işsiz ve yetkililer tarafından Alman makamlarına Yahudi olarak bildirilen Hedy, artık karnını bile zor doyuracak duruma gelmiştir. Tek çaresi Almanların aradığı çevirmenlik işine başvurmasıdır. Gururuna yediremese bile bu işe başvurup kabul edilen Hedy, burada karşısına çıkan Alman subay Kurt ile yakınlaşır. Ama kendisinin bir Yahudi olduğunu ona bir türlü söyleyemez. 

Savaş uzun, dış dünyayla haberleşme çok kısıtlı ve yiyecek kaynakları gittikçe tükenmekte, şartlar zorlaşmaktadır. Ve öyle bir an gelir ki, Yahudiler adadan gönderilmeye başlanır. İşte bu noktadan sonra Hedy'yi çok daha zor günler beklemektedir.

Hedy'nin ve çevresinde ona yardımcı olan bir avuç insanın çektikleri zorluklar, birbirlerine destekleri, bunun yanında onlara zorluk çıkaranlar. Her satırını hissederek okuduğum bu kitabı, her zorluğa rağmen ayakta kalmayı başaran kahramanların hikayelerini okumayı sevenlere tavsiye ederim. 

Görüşmek üzere ✨

21 Eylül 2024 Cumartesi

Madeline Martin - Londra'nın Son Kitapçısı

Merhaba,

Kitap okumayı seven, kitapsız günü geçmeyen, hatta kitaplara tutkuyla bağlı olanlar için harika bir kitap önerisi ile geldim bugün. Londra'nın Son Kitapçısı.

Bizim sevdiğimiz enlerden biri kitap olunca, kitaplar, kitapçılar ve kitap sevenler hakkında yazılmış bir romandan daha güzel ne olabilir ki.
İşte Londra'nın Son Kitapçısı sadece adına bakarak bile alabileceğimiz bir kitap. Merak etmeyin içide çok güzel.

Konusundan biraz bahsedeyim şimdi. Grace ve Viv çocukluktan itibaren yakın arkadaştır ve Grace'in annesinin ölümünden sonra beraberce Londra'nın yolunu tutarlar. Zaten Grace'in annesinin yakın bir arkadaşı olan Bayan Weatherford ise bir süredir Grace'i yanına çağırmaktadır. Kızların hayalleri ışıl ışıl canlı bir Londra olsa da onları İkinci Dünya Savaşı öncesi hazırlıklar yapan tedirgin bir şehir karşılar.

Viv kendine bir mağazada iş bulur, Grace ise bir kitapçıda. Ve Grace hiç kitap okuyan bir insan değildir aslında. Kitapçının sahibi Bay Evans'ın aksi tavırları ve darmadağınık tozlu raflar ise Grace'e buranın derlenip toplanacak bir dükkan hissi verir önceleri. 

Ama kitapçıda tanıştığı George Anderson'un ona hediye ettiği bir kitapla okumaya başlaması ve bunu diğer kitapların peşpeşe takip etmesi uzun sürmez. Grace sadece altı ay için girdiği işinde, şimdi nasıl ayrılacağını düşünmektedir.

Bu arada savaş başlamış Almanlar, her gün gece gündüz Londra'yı bombalamaya başlamıştır. Gündüz saldırıları sırasında Grace'in sığınakta yüksek sesle kitap okumaya başlaması ise bir yerden sonra insanların dışarıda olup bitenlerden kendilerini soyutlayıp, onlara bir nefes alma anı yaratır.

Her satırıyla duygu yüklü, umut aşılayan bir kitap Londra'nın Son Kitapçısı. Savaşın kaos ortamından insanların kitaplar vasıtasıyla birbirine tutunma, hayata tutunma hikayesi.

20 Eylül 2024 Cuma

Shelley Read - Bir Nehir Gibi

"Tek bir yağmur fırtınası nasıl bir nehrin kıyılarına aşındırıp yatağını değiştirebilirse, bir kızın hayatındaki tek bir olay da onun daha önce kim olduğunu silebilir."

Bir Nehir Gibi//Shelley Read
@thekitapyayinlari 

Merhaba,

Aslında geçen hafta sonu bitirdiğim, okurken çoğu yerde gözlerimin dolduğu ve paylaşmak için sabırsızlandığım ama görsel hazırlamadığım ve araya ufak bir hastane süreci girdiğinden paylaşımın bugüne kaldığı Bir Nehir Gibi ile geldim bugün.

Çok güzel yazılmış bir ilk roman Bir Nehir Gibi. Takip edenler bilirler, ilk romanları severim. Yazarın yıllarca içinde biriktirdiklerinin artık taşmış, dışa vurmuş halidir. Hele birde konu güzel yakalanmış ve iyi işlenmişse. Aynı bu romanda olduğu gibi.

Konusuna gelirsek; yıl 1948. Yer Colorado. Henüz teknolojinin ve gelişmenin doğayı katletmediği ama aynı zamanda uygarlığın insanı ehlileştirmediği yıllar. Mevsim, en sevdiğimden, sonbahar.

Victoria (o zaman için Torie), kardeşini kumar masasından bulup getirmek için kasabaya iner. Ama hayat karşısına Wilson'u çıkarır. Victoria için 17 yıllık hayatı o an anlam kazanır. Wilson'un bir bakışı bir sözü onu kendinin farkına vardırır. Çünkü 12 yaşında kazada ölen annesinin evdeki görevlerini devralan Victoria, o günden sonra çocukluğunu geride bırakmış, gençliğini ise hiç yaşamamıştır. 

Gördükleri ilk andan itibaren Wilson'a düşman olan ailesi ve kasaba halkı ise, ona rahat vermezler. Çünkü ırkçılığın yoğun bir şekilde yaşandığı yıllardır ve Wilson kızılderilidir.

Ama bu gerçek iki genci durduramaz. Hiçbir şeyi düşünmeden günü yaşayan iki genç, yaşanacaklar için hazır olmasalar bile, ikisinin hayatıda kökten değişimler geçirir.

Bazen hayatta karşımıza birden fazla seçenek çıkar ve nereden devam edeceğimizi bilemesek de, o an bizim için en uygun görünenden devam ederiz. İşte bu kitapta, tercihleriyle ve sonuçlarıyla hayatına devam eden, ayakta kalmayı bir şekilde başaran Victoria'nın hikayesi.

Kesinlikle çok etkileyici bir roman. Tavsiye ederim.🌱

27 Ağustos 2024 Salı

Linwood Barclay - Kaza

"Belki de her şey böyle sona eriyordu. İnsanlar ölüyor ve sırlarını mezara götürüyorlardı."

Kaza//Linwood Barclay 
@koridoryayinlari 

Merhaba,

Bugün okuduğum ikinci Linwood Barclay kitabı, Kaza ile geldim. Ve yine çok beğendim. İlmek ilmek işlenmiş bir kurgu ve ardından ikinci yarıda temposu her sayfada yükselen bir anlatım. Kesinlikle soluk kesici.

Kitabın konusuna gelirsek; Glen, çalışkan ve mesleğini hakkıyla yapan bir müteahhittir. Ama son dönem ekonomideki kötü gidişat, tüm çevresi gibi onu da olumsuz etkilemiş, üstüne üstlük son yaptığı işlerden birinde yangın çıkınca canını zor kurtardığı gibi, büyük zarar etmiştir.

Karısı Sheila ise, kocasına yardım edebilmek için akşamları muhasebe kursuna gitmekte ve ev ekonomisine katkı sağlamaya çalışmaktadır.

Bir akşam eşinin kurstan dönmesini bekleyen Glen, Sheila gelmeyince çok endişelenir. Bir süre sonrada kötü haberi alır. Eşi sarhoş bir şekilde araba kullanırken kaza yapmış ve kendisi ile birlikte iki kişinin daha ölmesine neden olmuştur. 

Eşinin alkollüyken araç kullanmayacağını bilen Glen'in bu kaza aklına hiç yatmaz. Araştırdıkça yaşadıkları hayatta bilmediği, görmediği katman katman suçlara tanık olur. Bu arada Glen araştırdıkça çevresindeki ölümler artmaktadır. Bir yandan kızları Kelly'yi korumaya çalışırken bir yandan da öğrendiklerini sindirmeye ve birleştirmeye çalışan Glen kime güvenmeli, kimden yardım istemelidir?

Psikolojik gerilim sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. 

Görüşmek üzere ✨ 

21 Ağustos 2024 Çarşamba

David Foenkinos - Güzelliğe Doğru


"İkisinin arasında daima uzun sessizlikler vardı. Belki de gerçek anlamda yakın olmanın tanımı buydu: İnsanın kendini boşluğu doldurmak zorunda hissetmemesi."

Güzelliğe Doğru//David Foenkinos 
@yanpasajyayinevi 

Merhaba,

Aslında ben kitabı sabah bitirdim. Hemen taze taze yorum yazmayı sevdiğimi bilirsiniz. Ama bu kitap var ya, beni öyle etkiledi ki, biraz durulmak, sakinleşmek istedim. Yeterli geldi mi beklemek, hayır. Çünkü Güzelliğe Doğru uzun süre etkisinde kalacağınız bir kitap.

Antione Duris, Lyon'da bir sanat tarihi profesörüdür. Üstelik sıradan, tanınmamış bir kişi değildir. İşinde isim yapmış, makaleler yazan, mesleğinde aranan biridir.

Sonra bir gün, işi bırakır, evini bırakır, arkadaşlarını, kız kardeşini ve çok sevdiği yeğenini geride bırakarak, elinde valizi Paris'e gider. Kendisiyle tüm iletişim yollarını kapatmıştır geride kalanlara. Sözde yıllardır aklında olan romanını yazacaktır, gerçekte ise bilinmeze doğru bilinmez bir sebeple adım atmıştır.

Mathilde, Orsay Müzesi'nde İnsan Kaynakları Müdürüdür. Karşısında müze bekçiliği için başvuran, makalelerini okuduğu sanat tarihi profesörünü görünce şaşırır ve sorgular. 
Neden? 
Cevap: ...
Yok.

Mathilde merakına yenik düşerek Antoine'ı işe alır ve uzaktan onu izlemeye başlar. Onun bir tablonun önünde uzun saatler geçirdiğini fark eder. 

Antoine'ın geçmişini arkada bırakmasının nedenleri, onun müzenin dinginliğinde güzelliğe yönelerek düşünmesini sağlayacaktır. Mathilde ise onun kendini tekrar bulmasında bir dost, bir arkadaş, belki bir sevgili olarak yanında destek olacaktır.

Antoine'ı sarsan olayların beni de derinden sarsması, yazarın aslında kısa gibi görünen ama her sayfasında ve kurgusunda okuyucu derinden etkileyen üslubu ile unutulmayacak bir kitaba dönüştürüyor. 

Yan Pasaj Yayınevi yine güzel seçkisiyle ve özenli çalışmasıyla okuyucu kitlesini hayal kırıklığına uğratmıyor. 

Görüşmek üzere ✨